Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.
| Yapı | Kural | Örnek |
|---|---|---|
| It-cleft | It is / was + vurgu + who / that | It was Ali who broke it. |
| Fiil | her zaman is / was (çoğulda bile) | It was my parents who paid. |
| Wh-cleft | What + cümle + is / was + vurgu | What I need is a holiday. |
| Eylem vurgusu | What … did was + yalın fiil | What she did was call the police. |
| All / The thing / The reason | All I want… (All what ✗) | The reason I left was the noise. |
| Emphatic do | do / does / did + yalın fiil | I do like it. She did call. |
| It wasn't until … that | ancak … -ınca | It wasn't until ten that he came. |
| Ters wh-cleft | That's what / why · This is where | That's why she left. |
Cleft (yarılmış) cümle, tek bir cümleyi ikiye bölerek bir parçayı vurgular. En yaygını it-cleft: It + is / was + vurgulanan öğe + that / who + cümlenin geri kalanı.
Ali broke the window. → It was Ali who broke the window. (Camı kıran Ali'ydi.) → It was the window that Ali broke. (Ali'nin kırdığı şey camdı.) → It was yesterday that Ali broke it. (Dün kırdı, başka bir gün değil.)
Türkçe aynı vurguyu -an / -dığı yapısıyla verir: “Camı kıran Ali'ydi”, “Kırdığı camdı.” Ya da vurgulanan kelimeyi fiilin hemen önüne koyarız: “Camı Ali kırdı.” İngilizcede kelime sırası bu kadar esnek değildir; bu işi it-cleft yapar.
Türklerin tipik hataları: who / that'i atlamak (“It was Ali broke…” ✗) ve çoğul öğe vurgulanınca “It were” demek (“It were the students…” ✗ → It was the students…).
It was Ali who broke the window.
Camı kıran Ali'ydi.
It was in Paris that they first met.
İlk tanıştıkları yer Paris'ti.
It's not the money that worries me.
Beni endişelendiren para değil.
Kişi vurgulanıyorsa who ya da that, diğer her şey için that. Fiil her zaman tekil: It is / It was — çoğul öğe vurgulansa bile.
Wh-cleft'te cümle What ile başlar ve vurgulanan bilgi sona saklanır: I need a holiday → What I need is a holiday. His calm surprised me → What surprised me was his calm.
Bir eylemi vurgulamak için: What + özne + did + was + (to) yalın fiil: She called the police → What she did was call the police. Bir olayı anlatmak için: What happened was (that) the car broke down.
Buradaki what = Türkçedeki “-dığım şey”: “İhtiyacım olan şey bir tatil.” Türklerin hataları: what yerine which kullanmak (“Which I need is…” ✗) ve fazladan it eklemek (“What I need it is…” ✗).
What I need is a long holiday.
İhtiyacım olan uzun bir tatil.
What surprised me was her answer.
Beni şaşırtan onun cevabıydı.
What he did was call the police.
Yaptığı şey polisi aramak oldu.
Wh-cleft dinleyiciyi bekletir: önce “İhtiyacım olan…” deyip asıl bilgiyi sona saklarsın. Sunumlarda ve tartışmalarda çok etkilidir.
What yerine başka kelimelerle de cleft kurulur: All (that) I want is a quiet evening. (Tek istediğim sakin bir akşam.) The thing (that) I miss most is my mother's cooking.
The reason (why) I left was the noise. The place where we met is now a café. The person who helped me was a stranger. Kalıp hep aynı: isim + yan cümle + be + vurgu.
All burada “hepsi” değil, “tek / sadece” anlamındadır: All I did was ask a question. (Tek yaptığım bir soru sormaktı.)
Türklerin klasik hatası “tüm istediğim” diye düşünüp what eklemek: “All what I want” ✗, “The thing what I hate” ✗. Doğrusu: All I want, The thing (that) I hate.
All I want is a quiet evening.
Tek istediğim sakin bir akşam.
The reason I left was the noise.
Ayrılma sebebim gürültüydü.
The place where we met is now a café.
Tanıştığımız yer şimdi bir kafe.
All what diye bir yapı yoktur. All'dan sonra ya hiçbir şey ya da that gelir: All (that) I need is you.
Olumlu bir cümleyi vurgulamak, itiraz etmek ya da düzeltmek için fiilden önce do / does / did eklenir ve fiil yalın kalır: “You don't like it.” — “I do like it!” (Seviyorum ama!)
Geçmişte: She did call you — twice! (Seni aradı ama, hem de iki kez!) Üçüncü tekil: He does work hard. (Gerçekten çok çalışıyor.)
Emir cümlesinde Do sıcak ve kibar bir davettir: Do sit down. (Lütfen oturun.) Do come in!
Türkçede aynı vurguyu “gerçekten”, “ama”, “valla” gibi kelimelerle ya da tonlamayla veririz. Türklerin hatası çekimi iki kez yapmak: “She did called” ✗, “He does works” ✗.
I do like your new haircut.
Yeni saç kesimini gerçekten beğendim.
She did call you — twice!
Seni aradı ama, hem de iki kez!
Do sit down.
Lütfen oturun.
Konuşmada vurgu do / did üzerine yapılır: I DO like it. Yazıda bu kelime tek başına vurguyu taşır.
It wasn't until + zaman / yan cümle + that … = Ancak … -ınca / … -a kadar … -madı. It wasn't until I got home that I noticed the mistake. (Hatayı ancak eve varınca fark ettim.)
Bu, 61. ünitedeki “Not until I got home did I notice…” ile aynı anlamdadır, ama devrik değildir ve konuşmada çok daha yaygındır.
Wh-cleft ters de kurulabilir; vurgulanan şey başa geçer: That's what I mean. (Demek istediğim bu.) This is where I grew up. (Büyüdüğüm yer burası.) That's why she left. (Bu yüzden gitti.)
Türklerin hataları: “It was until…” ✗ (olumsuz gerekir: It wasn't until) ve “the place what…” ✗.
It wasn't until I got home that I noticed.
Ancak eve varınca fark ettim.
That's what I mean.
Demek istediğim bu.
This is where I grew up.
Büyüdüğüm yer burası.
Türkçedeki “ancak … -ınca” yapısını gördüğünde aklına iki seçenek gelsin: It wasn't until … that (gündelik) ya da Not until … did (resmi).
It was X who / that… bir öğeyi öne çıkarır; fiil hep tekil (It was).
What I need is…, All I want is…, The reason I left was… asıl bilgiyi sona saklar. “All what” ✗.
do / does / did + yalın fiil olumlu cümleyi vurgular; It wasn't until … that “ancak … -ınca” demektir.
It was Elif who found the keys.
Anahtarları bulan Elif'ti.
All I need is you.
Tek ihtiyacım olan sensin.
She did phone you.
Seni aradı ama.