Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.
| Konu | Kural | Örnek |
|---|---|---|
| Yapı | fiil + up, down, on, off, out, back, away… | look → look for (aramak) → look after (bakmak) |
| Günlük | get up, sit down, stand up, come back, grow up | I grew up in a small town. |
| Cihazlar | turn on / off / up / down (open ✗) | Turn on the light. |
| Kıyafetler | put on, take off, try on (wear = giymiş olmak) | Put on your coat. / She's wearing a coat. |
| Ayrılabilen + isim | iki sıra da doğru | Turn on the TV. = Turn the TV on. |
| Ayrılabilen + zamir | zamir ortaya girer | Turn it on. (turn on it ✗) |
| Ayrılmayan | look for, look after, get on / off, run into | I'm looking for them. (looking them for ✗) |
| Üç parçalı | look forward to, run out of, get on with | We've run out of milk. |
| Hayat | take up, give up, carry on, set off, break down, find out | The car broke down. / I gave up smoking. |
Phrasal verb, bir fiil ile up, down, on, off, out, in, back, away gibi küçük bir kelimenin birleşimidir. Bu kelime fiilin anlamını değiştirir: look (bakmak) → look for (aramak) → look after (bakmak, ilgilenmek) → look up (sözlükte bakmak).
Bazılarının anlamı tahmin edilebilir: sit down (oturmak), stand up (ayağa kalkmak), come back (geri gelmek), go out (dışarı çıkmak).
Bazıları ise deyim gibidir, ezberlemek gerekir: get up (yataktan kalkmak), grow up (büyümek), give up (vazgeçmek, bırakmak), find out (öğrenmek, ortaya çıkarmak).
Türkçede “aramak” tek kelime, İngilizcede ise iki parça. Küçük kelimeyi unutmak en yaygın hatadır: “I'm looking my keys” ✗ → I'm looking for my keys ✓.
I'm looking for my glasses.
Gözlüğümü arıyorum.
What time do you get up?
Saat kaçta kalkarsın?
I grew up in a small town.
Küçük bir kasabada büyüdüm.
Phrasal verb'ler konuşma dilinde çok yaygındır. Çoğunun daha resmi bir karşılığı vardır: find out = discover, give up = quit, come back = return.
Cihazlar: turn on / switch on (açmak), turn off / switch off (kapatmak), turn up (sesini açmak), turn down (sesini kısmak).
Kıyafetler: put on (giymek, takmak), take off (çıkarmak), try on (denemek, prova etmek).
Eşyalar: pick up (yerden almak), put away (yerine kaldırmak), throw away (çöpe atmak), tidy up (toplamak, derlemek).
Türkçe tuzak: “ışığı aç” derken akla open gelir: “Open the light” ✗ → Turn on the light ✓. open sadece kapı, pencere, kutu gibi fiziksel olarak açılan şeyler içindir.
Can you turn on the light?
Işığı açabilir misin?
Take off your shoes, please.
Lütfen ayakkabılarını çıkar.
Don't throw away those old letters.
O eski mektupları atma.
put on bir şeyi üstüne geçirme hareketidir, wear ise giymiş olma halidir: She put on her coat and left. / She is wearing a red coat.
Nesne alan phrasal verb'lerin çoğu ayrılabilir (separable). Nesne bir isimse iki sıra da doğrudur: Turn on the light. = Turn the light on.
Ama nesne bir zamirse (it, them, him, her, me…) zamir mutlaka ortaya girer: Turn it on ✓. “Turn on it” ✗. Put them away ✓. “Put away them” ✗.
Bu kural turn on / off / up / down, put on, take off, try on, pick up, throw away, put away, give back, fill in, wake up için geçerlidir.
Türkçede zamir fiilden önce gelir (“onu aç”), bu yüzden “turn on it” bize mantıklı gelebilir — ama İngilizcede yanlıştır.
Turn the radio on. / Turn it on.
Radyoyu aç. / Onu aç.
I'll pick you up at eight.
Seni sekizde alırım.
This is my book. Please give it back.
Bu benim kitabım. Lütfen geri ver.
Kısa yol: it ya da them görünce fiil ile küçük kelimeyi ayır: pick it up, wake me up, give it back, try them on.
Bazı phrasal verb'ler ayrılmaz (inseparable): nesne isim de olsa zamir de olsa en sona gelir: I'm looking for my keys. I'm looking for them. (looking them for ✗)
Sık kullanılanlar: look for (aramak), look after (bakmak, ilgilenmek), get on / get off (otobüse, trene binmek / inmek), get into / get out of (arabaya binmek / inmek), run into (tesadüfen karşılaşmak).
Üç parçalı olanlar da hiç ayrılmaz: look forward to (dört gözle beklemek), run out of (tükenmek), get on with (iyi geçinmek).
Türkçede “Sütümüz bitti” deriz ve özne süttür; İngilizcede ise kişi öznedir: We've run out of milk.
My grandmother looks after them.
Onlara büyükannem bakıyor.
We got off the bus at the last stop.
Son durakta otobüsten indik.
I get on well with my brother.
Kardeşimle iyi geçinirim.
Otobüs, tren, uçak, gemi → get on / get off. Araba, taksi → get into / get out of. Türkçede hepsine “binmek / inmek” denir.
Hobiler ve alışkanlıklar: take up (bir hobiye başlamak), give up (bırakmak), work out (spor yapmak), carry on (devam etmek).
Yolculuk ve sorunlar: set off (yola çıkmak), break down (arızalanmak, bozulmak), find out (öğrenmek).
Bazı phrasal verb'lerin birden fazla anlamı vardır: turn down = sesi kısmak, ama aynı zamanda bir teklifi reddetmek: She turned down the job offer.
Bazıları nesne almaz: The car broke down. We set off early. He works out every day. Bunlarda ayırma sorunu da yoktur.
I've taken up yoga.
Yogaya başladım.
Our car broke down on the way.
Arabamız yolda bozuldu.
We set off early to avoid the traffic.
Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıktık.
give up, take up ve carry on'dan sonra fiil gelirse -ing olur (Ünite 41): I gave up smoking. I took up swimming. Carry on working.
Bu derste phrasal verb'lerle ilgili her şeyi karışık olarak tekrar edeceksin.
Anlam küçük kelimeyle değişir: look for (aramak), look after (bakmak), look up (sözlükte bakmak). Cihazlar için turn on / off, kıyafetler için put on / take off.
Ayrılabilenlerde zamir ortaya girer: turn it on, pick her up. Ayrılmayanlarda nesne hep sonda: look for them, run out of milk.
Can you turn it off?
Onu kapatabilir misin?
We've run out of bread.
Ekmeğimiz bitti.
Don't give up so easily.
Bu kadar kolay pes etme.