Hello People
DerslerKelimelerOyunlar

Günlük hedef

0/30

Her gün 30 puan topla, seriyi koru.

0gün seri0puan

Peo'nun notu

Kelimeler tuğladır, gramer ise harç. Günde 5 dakika ayırırsan cümle kurmak çok daha kolay hale gelir.

İngilizce konularıSatranç dersleriPython dersleriMüzik dersleriHakkındaİletişimGizlilikKullanım koşullarıÇerez politikası

© 2026 Dijital Masallar · hello@dijitalmasallar.com

DerslerKelimelerOyunlar
Derslere dön·Tüm C1 konuları
C1 · Ünite 64 özeti

İleri modallar

Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.

Özet tablo

YapıAnlamÖrnek
needn't have + V3yaptın ama gereksizdi (boşuna)You needn't have bought flowers.
didn't need to + V1gerek yoktu (genelde yapılmadı)I didn't need to wait.
would rather / sooner + V1tercih (to yok)I'd rather stay. / I'd rather not.
would rather + kişi + V2başkasının yapmasını tercihI'd rather you didn't smoke.
had better (not) + V1uyarı: -sen iyi olurYou'd better not be late.
be bound / sure / certain tokesin olacakIt's bound to rain.
be (un)likely tomuhtemel / pek olası değilPrices are likely to rise.
may / might as wellbari, daha iyisi yokWe might as well walk.
could hardlyzar zor (couldn't hardly ✗)I could hardly breathe.
  • needn't have + V3yaptın ama gereksizdi (boşuna)Örnek: You needn't have bought flowers.
  • didn't need to + V1gerek yoktu (genelde yapılmadı)Örnek: I didn't need to wait.
  • would rather / sooner + V1tercih (to yok)Örnek: I'd rather stay. / I'd rather not.
  • would rather + kişi + V2başkasının yapmasını tercihÖrnek: I'd rather you didn't smoke.
  • had better (not) + V1uyarı: -sen iyi olurÖrnek: You'd better not be late.
  • be bound / sure / certain tokesin olacakÖrnek: It's bound to rain.
  • be (un)likely tomuhtemel / pek olası değilÖrnek: Prices are likely to rise.
  • may / might as wellbari, daha iyisi yokÖrnek: We might as well walk.
  • could hardlyzar zor (couldn't hardly ✗)Örnek: I could hardly breathe.
1

Boşuna zahmet etmişsin

needn't have + V3: bir şeyi yaptın ama gereksizdi. I needn't have cooked — they'd already eaten. (Yemek yaptım ama gerek yokmuş; onlar zaten yemişti.)

didn't need to + V1: o anda gerek yoktu. Yapıp yapmadığını söylemez, ama çoğu zaman “yapmadık” anlamı çıkar: I didn't need to cook, so I watched TV. (Yemek yapmama gerek yoktu, ben de TV izledim.)

Türkçede ikisi de “gerek yoktu” diye çevrilebilir; fark, “boşuna” kelimesinde saklıdır. Boşuna yaptıysan needn't have. Türklerin hatası: “I needn't have to worry” ✗ ya da V3 yerine V2 kullanmak: “needn't have came” ✗.

  • You needn't have bought flowers.

    Çiçek almana gerek yoktu. (Ama almışsın — çok naziksin.)

  • We needn't have hurried; the train was late.

    Boşuna acele etmişiz; tren gecikmişti.

  • I didn't need to wait, so I went home.

    Beklememe gerek yoktu, ben de eve gittim.

Cümleye “boşuna” ekleyebiliyorsan needn't have kullan: Boşuna endişelenmişim → I needn't have worried.

Bu dersi çalış
2

Kalmayı tercih ederim

would rather / would sooner + yalın fiil = …mayı tercih ederim. I'd rather stay at home tonight. Olumsuz: I'd rather not go. Arkasından to gelmez: “I'd rather to stay” ✗.

İki seçeneği karşılaştırmak için than: I'd rather walk than take the bus. (Otobüse binmektense yürürüm.) would sooner aynı anlamdadır: He'd sooner resign than apologise.

Başkasının bir şey yapmasını tercih ediyorsan: would rather + kişi + geçmiş zaman — ama anlam şimdi / gelecektir: I'd rather you didn't smoke here. (Burada sigara içmemeni tercih ederim.)

Türkçe düşünen biri burada şimdiki zamanı seçer: “I'd rather you don't smoke” ✗. İngilizcede bu kalıp geçmiş zaman ister: didn't ✓.

  • I'd rather stay at home tonight.

    Bu akşam evde kalmayı tercih ederim.

  • I'd rather walk than take the bus.

    Otobüse binmektense yürürüm.

  • I'd rather you didn't tell anyone.

    Kimseye söylemesen daha iyi olur.

I'd rather = I would rather; I'd better = I had better. İkisinde de arkadan to'suz yalın fiil gelir.

Bu dersi çalış
3

Gitsen iyi olur

had better ('d better) + yalın fiil = …sen iyi olur, yoksa kötü bir sonuç var. Should'dan daha güçlüdür, bir uyarı taşır: You'd better leave now, or you'll miss the train.

Biçim geçmiş görünür (had) ama anlam şimdi / gelecektir. Arkasından to gelmez ve fiil çekilmez: “had better to go” ✗, “had better went” ✗.

Olumsuz: had better not: You'd better not be late again. “You'd better don't” ✗.

Türkçedeki “-sen iyi olur” birebir karşılıktır. Ama dikkat: genel, kibar tavsiye için should daha uygundur: You should visit Cappadocia sometime.

  • You'd better leave now, or you'll miss the train.

    Şimdi çıksan iyi olur, yoksa treni kaçıracaksın.

  • We'd better not tell Mum.

    Anneme söylemesek iyi olur.

  • I'd better go — it's late.

    Gitsem iyi olur — geç oldu.

Patronuna ya da bir yabancıya “You'd better…” demek kaba, hatta tehditkâr kaçabilir. Kibar tavsiyede should kullan.

Bu dersi çalış
4

Kesin yağmur yağacak

be bound to + V1 = kesinlikle olacak, kaçınılmaz: It's bound to rain — look at those clouds. (Kesin yağmur yağacak.) be sure / certain to de “kesin” demektir: She's sure to win.

be likely to = muhtemelen: Prices are likely to rise. be unlikely to = pek olası değil: He's unlikely to come.

Türkçede “kesin”, “muhtemelen” gibi zarflar kullanırız ve fiil değişmez. İngilizcede ise bu yapılar be ile çekimlenir ve arkasından to + yalın fiil gelir. Tipik hatalar: “He bounds to win” ✗, “It is likely rain” ✗ (to unutulmuş).

Geçmişte: The plan was bound to fail. (Planın başarısız olması kaçınılmazdı.)

  • Look at those clouds — it's bound to rain.

    Şu bulutlara bak — kesin yağmur yağacak.

  • Prices are likely to rise next year.

    Fiyatlar seneye muhtemelen artacak.

  • He's unlikely to come before ten.

    Saat ondan önce gelmesi pek olası değil.

“Be sure to…” emir cümlesinde “mutlaka … yap” demektir: Be sure to lock the door. (Kapıyı mutlaka kilitle.)

Bu dersi çalış
5

Bari yürüyelim

may / might as well + yalın fiil = daha iyi bir seçenek yok, o halde… Türkçedeki “bari”ye çok yakındır: The bus isn't coming. We might as well walk. (Otobüs gelmiyor. Bari yürüyelim.)

Genelde hevessiz bir öneri bildirir: There's nothing on TV, so I may as well go to bed. (Televizyonda bir şey yok, yatsam da olur.)

could hardly + yalın fiil = zar zor, neredeyse hiç …amadım: I could hardly breathe. (Neredeyse nefes alamıyordum.) hardly zaten olumsuz anlam taşır, bu yüzden “couldn't hardly” ✗ (çift olumsuz).

Türklerin karıştırdığı bir nokta: hardly ≠ hard. I could hardly see (zar zor görüyordum) — I worked hard (çok çalıştım).

  • The bus isn't coming — we might as well walk.

    Otobüs gelmiyor — bari yürüyelim.

  • There's nothing on TV, so I may as well go to bed.

    Televizyonda bir şey yok, yatsam da olur.

  • It was so noisy that I could hardly hear her.

    O kadar gürültülüydü ki onu zar zor duyuyordum.

“Since you're here, you might as well…” = “Madem buradasın, bari…” — misafiri kalmaya ikna etmenin klasik yolu.

Bu dersi çalış
6

Hepsini bir araya getir

needn't have + V3 = boşuna yaptın; didn't need to = gerek yoktu.

would rather + yalın fiil (tercih), would rather + kişi + V2; had better (not) uyarıdır.

be bound / sure to = kesin, be likely to = muhtemelen; might as well = bari; could hardly = zar zor.

  • You needn't have paid for me.

    Benim için ödemene gerek yoktu.

  • She's bound to be late.

    Kesin geç kalacak.

  • I'd rather not go out tonight.

    Bu akşam dışarı çıkmamayı tercih ederim.

Bu dersi çalış
← Önceki · C1 · Ünite 63Participle clausesSonraki · C1 · Ünite 65 →İleri conditional yapılar