Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.
| Konu | Yapı | Örnek |
|---|---|---|
| going to: plan | am / is / are + going to + yalın fiil | I'm going to visit my aunt. |
| going to: olumsuz / soru | isn't going to · Are you going to…? | Are you going to call her? — Yes, I am. |
| going to: kanıta dayalı tahmin | şu an gördüğün bir işaret var | Look at the clouds! It's going to rain. |
| will: anlık karar, teklif, söz | will ('ll) + yalın fiil | The phone's ringing. — I'll get it. |
| will: olumsuz | won't (will not) + yalın fiil | I won't tell anyone. |
| will: görüşe dayalı tahmin | I think / I'm sure / probably + will | I think it will be cold tomorrow. |
| will: soru | Will + özne + yalın fiil? | Will you help me? — Yes, I will. |
Önceden karar verdiğin planları anlatmak için be going to + yalın fiil kullanılır: I'm going to visit my aunt this weekend. (Hafta sonu teyzemi ziyaret edeceğim; bu zaten planlı.)
Yapı Present Continuous'a benzer: I am, he / she / it is, you / we / they are + going to + fiil. Olumsuzda be'ye not eklenir: I'm not going to, she isn't going to, they aren't going to.
Sık hatalar: be'yi atlamak (“I going to cook” ✗), fiile ek getirmek (“going to cooking” ✗, “going to cooked” ✗). to'dan sonra fiil hep yalındır.
I'm going to visit my aunt this weekend.
Bu hafta sonu teyzemi ziyaret edeceğim.
She's going to start a new job.
Yeni bir işe başlayacak.
We aren't going to buy a car.
Araba almayacağız.
Türkçedeki -ecek / -acak hem going to hem will olabilir. Önceden verilmiş bir karar varsa → going to.
Soru için be başa geçer: Are you going to call her? Is he going to come?
Kısa cevaplar be ile verilir: Yes, I am. / No, I'm not. — Yes, she is. / No, they aren't.
Soru kelimesi en başa gelir: What are you going to do? Where is she going to stay? Sık hatalar: “Do you going to…?” ✗ ve “What you are going to do?” ✗. Sıra: soru kelimesi + be + özne + going to.
Are you going to call her?
Onu arayacak mısın?
Yes, I am.
Evet, arayacağım.
What are you going to do tomorrow?
Yarın ne yapacaksın?
going to bir be yapısıdır; soruda do / does asla kullanılmaz.
will + yalın fiil konuşma anında verilen kararlar için kullanılır: The phone is ringing. — I'll answer it. (Önceden planlamadın, şu an karar verdin.)
Teklif ve sözler de will ile söylenir: I'll carry your bag. I'll call you tonight. Olumsuzu won't (will not): I won't tell anyone. Rica: Will you help me?
Türkçede bu durumlarda çoğu zaman geniş zaman kullanırız: “Ben açarım”, “Seni ararım”, “Kimseye söylemem.” İngilizcede bunların karşılığı will'dir, geniş zaman değil: “I answer it” ✗ → I'll answer it.
will her kişide aynıdır ve -s almaz: he will (“he wills” ✗). Arkasından to gelmez: “I will to help” ✗.
The phone is ringing. — I'll answer it.
Telefon çalıyor. — Ben açarım.
I'll call you tomorrow.
Yarın seni ararım.
Don't worry, I won't tell anyone.
Merak etme, kimseye söylemem.
Türkçede “-ırım / -erim” ile teklif ya da söz veriyorsan, İngilizcede büyük ihtimalle I'll gerekir.
Geleceğe dair fikrini ya da tahminini söylerken will kullanılır. Genellikle I think, I'm sure, probably, maybe ile birlikte gelir: I think it will rain tomorrow. I'm sure you'll pass.
Olumsuz tahminde İngilizler genelde I don't think … will der: I don't think he'll come. (“I think he won't come” yanlış değil ama daha az doğal.)
probably will'den sonra, won't'tan önce gelir: He'll probably be late. He probably won't come. Soru: Will it be cold tomorrow? — Yes, it will. / No, it won't.
I think it will rain tomorrow.
Bence yarın yağmur yağacak.
She'll probably win.
Muhtemelen o kazanacak.
I don't think he'll come.
Geleceğini sanmıyorum.
Türkçedeki “Geleceğini sanmıyorum” yapısı İngilizcede de aynı: olumsuzluk think'e gider → I don't think he'll come.
Türkçede “Süt alacağım” tek bir cümledir; İngilizcede ne zaman karar verdiğine bakılır. Önceden karar verdiysen → going to: I'm going to buy milk on my way home. Karar şimdi, konuşurken verildiyse → will: We've got no milk. — Oh, I'll buy some.
Tahminlerde de fark var. Şu an gördüğün bir işaret varsa → going to: Look at those black clouds! It's going to rain. Sadece fikrin ise → will: I think it will rain tomorrow.
Kısaca: going to = plan ya da kanıt; will = anlık karar, teklif, söz ya da fikir.
I've got the tickets. We're going to see a concert.
Biletleri aldım. Konsere gideceğiz.
We've got no milk. — Oh, I'll buy some.
Sütümüz yok. — Ah, ben alırım.
Look at the clouds! It's going to rain.
Bulutlara bak! Yağmur yağacak.
Sor: Bu kararı ne zaman verdim? Önceden → going to. Şimdi → will.
Bu derste going to ve will ile ilgili her şeyi karışık olarak tekrar edeceksin.
going to: am / is / are + going to + yalın fiil. Önceden yapılmış planlar ve şu an görülen işarete dayalı tahminler.
will ('ll) / won't + yalın fiil: anlık kararlar, teklifler, sözler, ricalar ve fikre dayalı tahminler (I think, probably).
My sister is going to have a baby.
Kız kardeşim bebek sahibi olacak.
I'll open the door for you.
Kapıyı senin için açayım.
I'm sure you'll love it.
Eminim çok seveceksin.