Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.
| Yapı | Anlam | Örnek |
|---|---|---|
| should have + V3 | -meliydi (ama yapılmadı) | You should have told me. |
| shouldn't have + V3 | -memeliydi (ama yapıldı) | I shouldn't have eaten so much. |
| could have + V3 | -ebilirdi (fırsat kaçtı) | We could have taken a taxi. |
| couldn't have + V3 | -emezdi / imkânsızdı | I couldn't have done it without you. |
| would have + V3 | -erdi (ama olmadı) | I would have come, but I was ill. |
| needn't have + V3 | gerek yoktu ama yapıldı | You needn't have brought food. |
| didn't need to + V1 | gerek yoktu (çoğunlukla yapılmadı) | I didn't need to wait. |
| Dikkat | should have ≠ must have | söylemeliydin ≠ söylemiş olmalısın |
should have + V3, geçmişte yapılması iyi olacak ama yapılmamış bir şeyi anlatır: You should have told me. (Bana söylemeliydin — ama söylemedin.)
Türkçedeki -meliydi / -malıydı karşılığıdır. Eleştiri ya da pişmanlık bildirir: I should have studied harder. (Daha çok çalışmalıydım.)
Türklerin sık karıştırdığı ikili: söylemeliydin = You should have told me (eleştiri) · söylemiş olmalısın = You must have told me (tahmin). İkisi çok farklıdır!
Konuşmada should've diye kısaltılır ve “should of” gibi duyulur, ama yazımı her zaman should have'dır. “I should of gone” ✗.
You should have told me.
Bana söylemeliydin.
I should have studied harder.
Daha çok çalışmalıydım.
They should have booked the tickets online.
Biletleri internetten almalıydılar.
-meliydi = should have + V3. Hep gizli bir anlam taşır: “…ama yapmadın.”
shouldn't have + V3 geçmişte yapılmış ama yapılmaması gereken bir şeyi anlatır: You shouldn't have shouted at him. (Ona bağırmamalıydın — ama bağırdın.)
Türkçedeki -memeliydi / -mamalıydı karşılığıdır. Pişmanlık: I shouldn't have eaten so much. (Bu kadar çok yememeliydim.)
Olumsuzluk should'a bağlanır: shouldn't have ya da should not have. “I should have not said that” yaygın değildir.
Kibar teşekkür: Biri hediye getirince “Oh, you shouldn't have!” (Hiç zahmet etmeseydin!) denir. Soru: Should I have told her? (Ona söylemeli miydim?)
You shouldn't have shouted at him.
Ona bağırmamalıydın.
I shouldn't have eaten so much.
Bu kadar çok yememeliydim.
Should I have told her?
Ona söylemeli miydim?
should have = yapmadın ama keşke yapsaydın · shouldn't have = yaptın ama keşke yapmasaydın.
could have + V3 = -ebilirdi. Geçmişte bir imkân vardı ama kullanılmadı: We could have gone by train, but we took the bus. (Trenle gidebilirdik ama otobüse bindik.)
Sitem için de kullanılır: You could have called me! (Beni arayabilirdin!) — yani “Neden aramadın?”
couldn't have + V3 = -emezdi, imkânsızdı: I couldn't have done it without you. (Sensiz bunu yapamazdım.) It couldn't have been better. (Daha iyi olamazdı.)
Fark: could + V1 = geçmişte yapabiliyordum (yetenek). could have + V3 = yapabilirdim ama yapmadım. Ünite 51'deki “could have = -mış olabilir” anlamını da unutma; hangisi olduğunu bağlam belirler.
We could have taken a taxi.
Taksiye binebilirdik.
You could have called me!
Beni arayabilirdin!
I couldn't have done it without you.
Sensiz bunu yapamazdım.
-ebilirdi = could have + V3: İmkân vardı, kullanılmadı.
would have + V3 geçmişte olacak ama olmamış şeyleri anlatır; çoğu zaman gizli bir “if” vardır: I would have come, but I was ill. (Gelirdim ama hastaydım.)
Fikir bildirme: I wouldn't have done that. (Ben olsam onu yapmazdım.) = If I had been you, I wouldn't have done that.
Gerçekleşmeyen istek: I would have liked to see her. (Onu görmek isterdim — ama göremedim.)
Üçünü karşılaştır: would have = olurdu (kesin) · should have = olması iyiydi · could have = mümkündü.
I would have come, but I was ill.
Gelirdim ama hastaydım.
I wouldn't have done that.
Ben olsam bunu yapmazdım.
I would have liked to stay longer.
Daha uzun kalmak isterdim.
“…ama” (but) ile devam eden cümlelerde would have çok yaygındır: I would have helped, but nobody asked me.
needn't have + V3: Bir şeyi yaptın ama gerek yoktu (boşuna yaptın): You needn't have brought food; we had plenty. (Yemek getirmene gerek yoktu — getirdin ama.)
didn't need to + V1: Gerek yoktu; genellikle yapılmadı: I didn't need to wake up early, so I slept in. (Erken kalkmam gerekmiyordu, o yüzden geç kalktım.)
Türkçede ikisi de “…-mene gerek yoktu” olur; fark, işin yapılıp yapılmadığındadır. Günlük konuşmada didn't need to her iki durumda da duyulabilir, ama needn't have hep “yaptın ama boşuna” demektir.
You needn't have brought food.
Yemek getirmene gerek yoktu. (Getirdin.)
I didn't need to wait.
Beklemem gerekmedi. (Beklemedim.)
You needn't have worried.
Endişelenmene gerek yoktu.
needn't have done = boşuna yaptın · didn't need to do = gerek yoktu (çoğunlukla yapmadın).
Bu derste geçmişe yönelik eleştiri ve pişmanlık yapılarını karışık olarak tekrar edeceksin.
should have (-meliydi), shouldn't have (-memeliydi), could have (-ebilirdi), couldn't have (-emezdi), would have (-erdi) — hepsinden sonra V3 gelir.
needn't have + V3 = yaptın ama gerek yoktu · didn't need to + V1 = gerek yoktu.
You should have told her the truth.
Ona gerçeği söylemeliydin.
You could have hurt yourself!
Kendine zarar verebilirdin!
He needn't have paid; the museum was free.
Para ödemesine gerek yoktu; müze ücretsizdi.